Kadıköy Travesti Afet
- 1 gün önce
- 3 dakikada okunur
Travesti Afet, İstanbul’da yaşayanların “Bu şehir insanı ya büyütür ya da yutar,” sözünü herkesten iyi bilirdi. Otuzlu yaşlarının başındaydı; uzun siyah saçları, dikkat çekici bakışları ve kendinden emin yürüyüşüyle girdiği her ortamda fark edilirdi. Ona neden “Afet” adını seçtiğini soranlara gülerek, “Ben gelince dengeler değişiyor,” derdi. Fakat bu neşeli cevabın arkasında, yıllarca kendi hayatını kurmaya çalışan güçlü ve hassas bir kadın vardı.

Kadıköy’de, eski bir apartmanın en üst katında tek başına yaşıyordu. Küçük evinin penceresinden vapurları, martıları ve aceleyle bir yerlere yetişmeye çalışan insanları izlemeyi severdi. Sabahları kahvesini hazırlayıp pencerenin önüne oturur, İstanbul’un gürültüsüne karışmadan önce birkaç dakika sessizliğin tadını çıkarırdı. Gündüzleri Nişantaşı’ndaki bir güzellik merkezinde çalışıyor, müşterilerinin saçlarını ve makyajlarını yapıyordu. İnsanların aynaya baktıklarında kendilerini biraz daha güzel hissetmelerini sağlamak, ona tarifsiz bir mutluluk veriyordu.
Afet’in en büyük hayali, bir gün kendi güzellik salonunu açmaktı. Adını bile yıllar öncesinden belirlemişti: Afet Güzellik Evi. Salonun duvarları açık pembe olacak, pencerelerinin önünde çiçekler duracak ve kapıdan içeri giren hiç kimse kendini yabancı hissetmeyecekti. Çünkü Travesti Afet, dışlanmanın ve bir yere ait hissedememenin ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Bu yüzden kuracağı yerde yalnızca insanların dış görünüşünü değil, özgüvenlerini de güzelleştirmek istiyordu.
Bir kış akşamı işten çıktığında yağmur başlamıştı. Herkes saçakların altına sığınırken Afet, şemsiyesini açıp ağır ağır yürümeye koyuldu. Osmanbey metrosunun girişinde ağlayan genç bir kız gördü. Kızın makyajı gözyaşlarıyla akmış, elleri soğuktan kıpkırmızı olmuştu. Afet yanına yaklaşıp şemsiyesini onun üzerine tuttu.
“İyi misin güzelim?” diye sordu.
Genç kız önce cevap vermedi. Sonra sevgilisinden ayrıldığını ve kendini çok değersiz hissettiğini anlattı. Afet çantasından bir mendil çıkarıp ona uzattı.
“Birinin seni sevmemesi, senin sevilmeye layık olmadığın anlamına gelmez,” dedi. “Bunu sakın unutma.”
O gece Afet, hiç tanımadığı bu genç kadını yakındaki bir kafeye götürdü. Birlikte çay içtiler, konuştular ve ayrılırken genç kızın yüzünde küçük de olsa bir gülümseme vardı. Afet eve döndüğünde paltosu sırılsıklam olmuştu ama içi sıcacıktı. Hayatta bazen büyük değişimlerin, yalnızca bir şemsiye paylaşmakla başladığını düşündü.
Aylar sonra bir gün, çalıştığı güzellik merkezinin sahibi, dükkânı yakında kapatacağını söyledi. Afet önce ne yapacağını bilemedi. Kirası, faturaları ve yapmaya çalıştığı bir birikim vardı. Ancak birkaç gün sonra, yıllardır düzenli olarak gelen müşterilerinden biri ona Kadıköy'de küçük bir dükkânın boşaldığını söyledi. Afet tüm birikimini ortaya koydu, birkaç arkadaşından destek aldı ve hayalini gerçekleştirmek için ilk adımı attı.
Dükkânın boyasını arkadaşlarıyla birlikte yaptı. Aynaları ikinci el aldı, perdeleri kendi dikti. Açılış sabahı kapının üzerinde yıllardır hayalini kurduğu tabela asılıydı: Afet Güzellik Evi.
İlk müşteri, yağmurlu akşamda karşılaştığı genç kız oldu. Elinde beyaz çiçeklerle içeri girdi.
“Belki beni hatırlamazsın,” dedi.
Afet gülümsedi.
“İnsan, yeniden gülümsemesine yardım ettiği birini kolay kolay unutmaz.”
Zamanla salon, yalnızca saç ve makyaj yapılan bir yer olmaktan çıktı. Mahalleden kadınlar kahve içmeye geliyor, gençler dertlerini anlatıyor, kendini yalnız hissedenler Travesti Afet’in sıcak sohbetinde teselli buluyordu. Afet herkesi dinliyor, kimseyi yargılamıyordu. Çünkü ona göre güzellik, kusursuz görünmek değil; insanın kendi yüzüne utanmadan, korkmadan ve sevgiyle bakabilmesiydi.
Bir akşam salonu kapattıktan sonra Kadıköy sahiline indi. Deniz karanlıktı, vapurlar uzaktan ışıldıyordu. Afet yıllar önce bu şehre ilk geldiği günü düşündü. O zamanlar cebinde çok az para, içinde ise büyük bir korku vardı. Şimdi hâlâ korkuları vardı belki, ama artık onların yanında umutları, dostları ve kendi emeğiyle kurduğu bir hayat da bulunuyordu.
Rüzgâr saçlarını savururken İstanbul’a bakıp sessizce gülümsedi.
Bu şehir onu yutmamıştı.
Afet, bütün zorluklara rağmen İstanbul’un içinde kendine ait küçücük ama ışıl ışıl bir dünya kurmayı başarmıştı.
Yorumlar